Gözlerin Fırtınası ve Ellerin Depremi

Okunma

1913

Gözlerin Fırtınası ve Ellerin Depremi

 

Nedim Gökhan Aydın

Stres vardı ve de sıkıntı. Belki biraz da aşk. Genç yavaş yavaş çevirdi başını; Pencerenin önündeki, en öndeki sıraya doğru. Dalıyordu, neredeyse dalıyordu, zil çaldı… Sıradaki kalktı ve genç onun çıkışını izledi. Düşünüyordu, hem de çok düşünüyordu.

Omzuna dokunan elle ürperdi. Arkadaşıydı, hatta en iyisiydi. Koridora çıktılar ve yürüdüler. Ağır ağır, tebeşir tozlarını ve ter kokusunu içlerine çeke çeke. Cam kenarındaki mermere oturdular her zamanki gibi. Genç o sırada onu gördü, merdiven tırabzanlarından aşağıya bakıyordu. Dersteki gibi yüzü soluktu, donuktu. Genç ürperdiğini hissetti. Arkadaşına yanında oturan arkadaşına baktı “Sence?” diyen gözlerle. Arkadaşı sanki gülmemek için zor tutuyordu kendini. Genç de gülümsedi, arkadaşının dizine yavaşça vurdu ve yerinden kalktı. O sırada arkadaşı tuttu elini: “Nereye lan?”. Genç yine sadece gülümsedi. Ve göz kırptıktan sonra, tırabzanlara doğru yürüdü. Ona yaklaştıkça sıcaklıyor, titrememek için kendini zor tutuyordu. Saçlarından yüzü görünmüyordu. Yanına geldiğinde sadece ona doğru baktı ve bekledi. Kız onu fark ettiğinde gülümser gibi oldu ama zorlama bir gülümseme olduğu belliydi. Bir iki saniye sonra, genç konuştu:

“Geldi yine başının belası.” Kız gülümsemekle yetindi yine.
“Niye geldiğimi biliyorsundur sanırım” Kız yine kendini gülümsemeye zorlayarak “Biliyorum.” dedi.
“O halde sormama gerek yok, seni dinliyorum.”
“Önemli bir şey değil ya, gerçekten.”
“Buna inanacağımı beklemiyorsun herhalde.”Kız başını iki yana salladı.
“Güzel, o halde seni dinliyorum.” Bir an sessizlik olur. “Tabi içinde tutup da bunu dışa vurmamayı başarabileceksen buna mecbur değilsin. Beni bilirsin, etrafımda elli kişi gülse, bir kişi ağlasa, ben de gülmeyi keserim ve giderim onun yanına, birlikte ağlarız. O yüzden moralinin bozuk olup olmaması, kendi moralim için de önemli., senin için de önemli”
“Tamam, ikna ettin beni yine.” Dedi kız gülerek.”Ama bir şartla.”
“Söyle bakalım nedir şartın?” dedi genç şaşkın şaşkın.
“Sen de o kızın kim olduğunu söyleyeceksin.”

Genç donup kalacaktı nerdeyse ama bir şey belli etmemeye çalıştı. Okuldan bir kıza sayfalar dolusu şiirler yazdığını geçen hafta bütün sınıf öğrenmişti. Ama bu kızın kim olduğunu bilmiyorlardı. Sürekli kim olduğunu soruyorlardı. Ama genç “Söylemem” değil, “Söyleyemem” diyordu. Bir an düşündü. Kaybedecek bir şeyi yoktu. Dönüp arkadaşına baktı. Arkadaşı hemen anladı durumu ve “Sakın yapma” dermişçesine bir hareket yaptı. Genç ise gülümsedi ve konuşmasına devam etti:

“Anlaştık” dedi ve elini uzattı. Kız da elini sıkıp “Anlaştık” dedi.
“Başla bakalım” dedi genç ama kız önce onun söylemesi için ısrar etti.
“Pekâlâ” dedi ve derin bir nefes aldı. Şiirleri yazdığı kızın kim olduğunu söylemeden önce, olayların nasıl geliştiğini anlatacaktı kim olduğunu sezdirmeden. Böylesi daha etkili olurdu:

“Onun da bulunduğu yedi sekiz kişilik bir ortamdaydım. Ders boştu ve vakit geçirecek bir şeylerde uğraşıyorduk. O bazen o kadar sevimli hareketler yapıyordu ki, içim bir hoş oluyordu. Ama aklımı başka yere çekmeye çalışıyordum, çünkü başka biriyle çıkıyordum o zamanlar.”
“Ne zamanlar?” diye bölünce: “Kasım ayının başları” dedi genç. “Bu okuldan mı?” diye sorunca da olmadığını, başka bir şehre taşındıklarını söyledi.
“Her neyse. Ertesi gün yine aynı ortamdaydık. Bu kez yorulmuştu, yorulmuştuk biraz. O duvara yaslanmış, yanakları kıpkırmızı. Onu o halde gördükçe bakmadan edemiyordum.
Bir şeyler hissettiğimden iyice emin olunca, çıktığım o kızdan ayrıldım. Çünkü duygusal olarak da olsa asla aldatmam…”
Genç arada bir karıştırarak, toparlamak için susarak, sanki bir şeyleri belli etmek istemiyormuş gibi gözlerini kaçırarak anlatmaya çalışıyordu:

“Konuşmaya karar verdim. Ona yazdığım şiirlerden bazılarını temize çektim. Kafamda tasarladım her şeyi ama…” Genç sustu ve aşağıya baktı.
“Ama?” dedi kız soru sorarcasına.
“Ama sonra bir şey oldu ve… olmadı. Yani aslında oldu ama ben konuşamadım. Biri ya da bir şeyler…Ya kırmızı…Şiir…” Genç daha fazla saçmalamadan sustu.”Özür dilerim, birbirine soktum her şeyi” diye özür diledi.
“Önemli değil, tamam” dedi kız. “Peki, ne oldu da konuşamadın?”

Genç artık terliyordu. Ve sesi titriyordu. Yavaş yavaş, kelimeleri seçe seçe konuştu, daha doğrusu konuşmaya çalıştı:

“Konuşacaktım ama…o gün…” Konuşurken sık sık susuyordu genç. “Yani konuşacağım gün…” Kızın gözlerinde merak parıltıları vardı. Genç bir süre öylece durup bakmak istedi ama yapmadı.”O kızın masasında.” Sesinin titremesi artıyordu. Gözlerinin dolmak üzere olduğunu hissediyordu. Sonunda derin bir nefes alıp üfledi. Ve o kelimeler döküldü:
“Bir demet gül vardı…”

Birden bire orada sanki zaman donmuştu. Kız şaşkınlıktan donup kalmıştı, gence bakıyordu. Genç de ona. Birkaç saat gibi gelen on oniki saniye sonra, genç gözlerini kaçırdı:

“Konuşmadım çünkü bir günde iki kişinin ona duygularını açması ona ağır gelirdi. Hem umudum da vardı fazlasıyla. Beklemek istedim. Konuşmadım, çünkü artık mutluydu, bunu söylemek hem haddini bilmezlik olurdu, hem de kötü hissetmesini sağlardı. Israr etse de konuşmadım, çünkü bazı şeylerin bilinmemesi daha iyi olurdu. Şiirleri içime gömdüm çünkü şiirlerde o kız vardı. Ve artık onun gözlerimden akıp başka birine gitmesini izlemekten başka yapacağım her şey, onu olumsuz etkileyecekti. Konuşmadım çünkü onu seviyorum”

Kız hala şoku üzerinden atmaya çalışıyordu. O kadar merak ettiği, kim olduğunu öğrenmek için neredeyse yalvaracağı kız kendisiydi. O ise farkında bile olmadan onu çökertmişti, mahvetmişti. Acıyordu sanki. Sanki göğsünde bir şeyler acıyordu. “Ben ne yaptım?” diye geçiriyordu içinden.

Genç, artık rahatlasın mı yoksa daha da mı telaşlansın bilemediğinden iyice paniklemiş hissediyordu kendini. Kızın kendini suçlu görmeye başlayıp üzüldüğünü hissedince hemen konuştu:

“Yaa… İşte böyle, saçma sapan bir hikâye…” “Hiç de saçma sapan değil” dedi kız.
“Bir de bu yüzden söylemek istemedim. Yani şimdiki gibi kafan karışsın, üzülmeyesin diye…” “Çok iyisin” dedi ve gülümsedi, genç de gülümseyerek cevap verdi.Biraz toparlanmayı bekledikten sonra sordu:

“Ben anlattım, sen de anlatacak mısın?” Kız o meseleyi unutmuştu, hatırlayınca tereddüt eder gibi oldu, ama etmedi: “Ya… Bana ders çalışacağını söylemişti ama top oynuyor şimdi” “Sorun sadece bu mu?” “Tabi ki hayır. Bunu çok sık yapıyor, yani yalan söylüyor. Arkadaşlarım da zaten sevmiyor onu. Benim de ka…” Lafını bölerek: “Arkadaşlarının ne düşündüğü önemli değil!” dedi genç birden ve devam etti “Önemli olan buranın ne söylediği”
dedi kalbini göstererek.” Laf kızın hoşuna gitmiş olacak ki gülümsedi…

O sırada zil çaldı yeniden. Genç de bu durumu başka kimsenin bilmediğini ve bilmemesinin daha iyi olacağını söyleyip ayrıldı. Morali bozulmuştu kızın. Ama mutlu olmasının önemli olduğunu anlayacağından emindi genç. Gözleri sıcaktı ve nemliydi, elleri titriyordu. Stres vardı ve de sıkıntı. Belki biraz da aşk…

 

"hikaye oku, hikaye dinle, hikayeler, hikaye, gerçek hikayeler, gerçek öyküler, gerçek hayat öyküleri, gerçek hayat hikayeleri, hikayeleri, hikaye özetleri, aşk hikayeleri, eski hikayeler, ünlü hikayeler, dostluk hikayeleri, 18 hikayeler, hayat öyküleri, güzel öyküler, güzel hikayeler, öykü berk, öykü oku, öykü yazmak, yazmak, yazarlık, fantezi hikayeleri



  Yorumlar

Ratkele Konular
Son Eklenenler
 
Sitemap

Web Tasarım SeRKaN - SevdaRuzgari.Net Copyright 2009 SevdaRuzgari İştirakıdır.
Sohbet | chat | Sevda | Ankara Sohbet | Zurna | Zurna Tk | Facebook | İstabul chat | İstanbul Sohbet | Dj Akman | Bayanlarla Sohbet | Nazli Cafe | Bizim Mekan | Burçlar Astroloji | Blog