İnsana Hayvanlık Dersi

Okunma

2643

İnsana Hayvanlık Dersi

 

Ahmet Canbaba

Onu ilk gördüğü anı unutamıyordu. Bir gazetede ‘ücretsiz teriyer verilecektir’ ilanını okuduğunda, hemen telefon etmiş, hayvanı görmek ve sahiplenmek istemişti. Bu hayvan sevgisini Can’a sevgili arkadaşı Meliha Yılmaz aşılamıştı. Oysa daha bir ay öncesine kadar Can’ında, canı kadar sevdiği bir teriyeri vardı. Daha iki aylıkken almış, üç yaşını henüz geçmişti ki bir parkta gezdirirken kaybetmişlerdi.

Can gazetelerin evcil hayvanlar sütununda ilanlar vermiş, üzerinde ‘Gizem’ diye adı yazılı tasması ve kahverengi uzun kordonuyla birlikte kaybolan teriyerini bulup getirecek olanlara ödül vaat etmiş ama sevdiği Gizem’ini kimse geri getirmemişti. Evde Gizem’in büyük eksikliğini hissettiler. Gene de bir hayvan sahiplenmek için aile bireylerinin gözleri gazete sütunlarındaydı. Can ilanı okuduğunda Gizem geldi gözlerinin önüne. Beyaz tüylerinin ortasına dikilmiş düğme gibi bir burun ve kömür karası gözleri burnunda tütüyordu Can’ın. Gizem nasılda uysaldı, nasılda enerjikti. Can bir şey söylediğinde tüylerle yarı kapanmış gözlerini açar küçük başını yana eğerek büyük bir adam gibi dinlerdi.

Can yeni sahiplenecekleri köpeği almaya ailecek gittiler. Köpeği verecek aile, Can ailesinin hayvan sever olduklarına kanaat getirdikten sonra, Tomi isimli köpeğini severek vermiş, ‘diğer kardeşlerini de başka hayvan severlere verdim, buda size kısmetmiş’ diyerek vedalaştılar.

Can ailesi mütevazı bir yaşam içersinde bir oğlu, bir kızı ve sevgili eşi Suna Hanımla birlikte birde canları gibi sevdikleri ‘Tomi’leri vardı. Tomi’yi sahiplendiklerinin belki de ikinci seneleriydi. İki aylıkken almışlar her türlü bilgi ve göreneği Tomi, Can ailesinden öğrenmişti. Can ailesinin en büyük dilekleri mutluluklarına bir gölge düşmemesiydi. Tanrının kendilerini kazadan beladan korumasıydı.

Hoş Can Bey namaz kılmıyordu ama, orucunu tutar zekâtını, fitresini verirdi. Ailecek çiçekleri, hayvanları ve doğayı severlerdi. Canları gibi sevdikleri birde Tomi’leri vardı artık. Tomi bütün aile bireylerinin maskotu olmuştu.

Canın çocukları Tomi ile arkadaştılar. Çocuklar saklanınca Tomi bulur, çocuklar şarkı söylesin, Tomi de ritimli havlayarak çocuklara eşlik ederdi. Kalk desen kalkar, yat desen yatardı. Otur desen oturur, arka ayakları üzerine kalkar, iki eleri ile selama dururdu.

Tomi’nin balkonda bir kulübesi vardı. Balkon kapısını açıp git yat dediklerinde gidip yatardı. Bazen de Can’ın çocukları ile oyunu yarım kaldığında balkona çıkmamak için direnirdi. Tomi’nin üzülmemesi için çocuklar Tomi’yle biraz daha ilgilenmek zorunda kalırlardı.

Canın bitişik komşuları, Tomi’nin balkon kapısını açtıracağı zamanki havlamasından bıkmışlar, kaç sefer komşularının Tomi’den şikâyetlerini dinlemişti Can ailesi. Üstelik Tomi yüzünden komşuları ile araları da açılmıştı.

On yedi ağustos gece geç saatlere kadar oturan Can ailesi, tüm olup biteceklerden habersiz derin bir uykuya dalmışlardı. Tüm apartman sakinleri derin bir uykudaydı. Yalnız Tomi de bir huzursuzluk vardı. Durmadan havlıyordu. Bu havlamadan balkonun bitişiğindeki Can’ın komşusu rahatsız olmuş, yatak odasındaki pencereyi açıp yüksek sesle Tomi’ye havlamaması için bağırmıştı ki, bir sarsıntıyla kendine gelip, çoluk çocuğuyla kendisini dışarıya zor atmıştı.

Geçmişte Tomi’nin havlamasından dolayı Can ailesiyle araları açık olan komşuları şimdi Tomi’yi bir kahraman gibi görüyorlardı. Tomi büyük bir gürültüyle yıkılan binanın enkazları arasında kendini koruyabilecek bir boşluk bulmuş, o boşlukta sıkışıp kalmıştı. Can ailesinden depremde kurtulan olmamıştı. Geç yatmaya ve ağır uykuya yenik düşmüşlerdi. Tomi bir bacağının incinmesinin verdiği acı ile durmadan havlıyor, öldüklerinden haberi olmayan sahiplerinin gelip kendisini kurtarmalarını bekliyordu belki de. Depremin üçüncü günü kurtarma ekiplerinden bir grup Tomi’nin sesini duyar. Uzun bir uğraşıdan sonra Tomi göçük altından kurtarılır. Kendini kurtaran ekiplerin elinden kurtulan Tomi tekrar göçük altındaki enkazlara doğru koşar, kendini çıkardıkları boşluğa gelip havlamaya başlar. Bir şeyler anlatmaktadır sanki, kendisini kurtaran insanlara.

Tom’inin yardımıyla cesetlere ulaşılır ama Tomi’nin havlaması ile belirttiği feryadı durmaz. İnsanlar, yıkık enkazın çevresinden ayrılmayan Tomi’ye su ve yiyecek verirler. Tomi hiç birini yemez, ekmekten aştan kesilmiştir. Herkes sahibine karşı olan sadakatinden bahsetmektedir Tomi’nin.

Bir gün köpek seven bir aile gelir Tomi’yi sahiplenmek ister. Tomi gitmemek için direnmesine rağmen, söküp almak isterler o ortamdan Tomi’yi. Tomi’yi sahiplenmek isteyen ailede, hayvanları çok sevmektedir. Tomi’nin gitmemek için direnmesi karşısında bir hayvan psikologuna ihtiyacı vardır diye düşünürler. Ama günümüzde böyle düşünmeyi bile toplum lüks olarak karşılamaktadır. Deprem kalabalığında düşüncelerini yüksek sesle söyleyen aileye bir sürü serzenişler gelir. Yeni sahiplenenler söylenenlerin hiçbirisine aldırış etmezler. Tomi’yi bir hayvan hastanesine götürürler. Büyük bir itina ile ayağı sarılır nede olsa incinmiştir. Sonrada psikolojik tedaviye başlarlar ama psikolog yapacağı tedaviden ümitsizdir.Tomi’yi sahip-lenenlere ; ‘Tomi’nin belirli bir yaşın üzerinde olduğu ve ölen ailelere karşı kemikleşmiş sonsuz bir bağlılık ve sevgi oluşturduğu gerekçesiyle’:

“- Siz zorunlu bağlasanız bile zaptedemezsiniz” der.

Tomi’nin ayağı kısa sürede iyileşmiş ama Tomi’nin gözyaşları hiç dinmemiş üzüntüsü bir türlü giderilememiştir.

Şirin bir bahçe içersindeki üç katlı tripleks villa da kendisine ayrılan mekânda hiçte rahat değildir. Kendisine verilen hiçbir şeyi yememektedir. Yeni sahibi evin hizmetçisine tembih ettiğinden, Tomi her gün gezmeye götürülmekte, iştah açıcı ilaçları günü gününe verilmektedir.

Deprem üzerinden yirmi gün gibi bir zaman geçmiştir. Bir gün hizmetçinin, Tomi’nin odasındaki pencereyi açık unutmasından yararlanan Tomi evden kaçmış, sahiplenen aile tüm aramalara rağmen bulamamış, Tomi den ümitlerini kesmişlerdir.

Aradan birkaç gün geçer, Tomi’yi sahiplenen yeni aileye bir haber gelir. Tomi depremle yıkılmış enkazın orada görülmüştür. Aile büyük bir sevinçle yıkılmış binanın bulunduğu enkazın önüne gelir. Enkazın çevresinde çok ararlar Tomiyi. Yeni sahiplenen aile bireylerinden biri, ilerisi karanlık bir boşluğun ağzında Yatan Tomi’yi fark eder. Tomi kurtarıldığı boşluğun ağzında kaskatı kesilmiş yatmaktadır. Tomi ölmüştür. Ölmekte ne kelime, Tomi intihar etmiştir sanki. Sanki Tomi’nin annesi, babası bir köpek değildir. Tomi, uğruna intihar ettiği ailenin bir ferdidir.

Tomi’nin ölüsünü bulan ailenin etrafında toplanan semtin çocukları:

“-Tomi birkaç gündür buradan hiç ayrılmıyordu, ne verdiysek yemedi” dediler.

Tomi’yi sahiplenen ailede Tomi’nin intihar ettiğine karar verir, ‘işte köpeklerdeki insan sevgisi‘ diye düşünür ve göz yaşına boğulurlar.

Köpek bir hayvanlık dersi vermiştir insanlara. İnsanların insanlara ‘bir insanlık dersi’ veremediği böyle bir zamanda, Tomi’nin bu davranışına insanların şapka çıkarması gerekmez mi? Toplumda bu davranışın kutsallığını kaç kişi anlamıştır acaba!…

 

"hikaye oku, hikaye dinle, hikayeler, hikaye, gerçek hikayeler, gerçek öyküler, gerçek hayat öyküleri, gerçek hayat hikayeleri, hikayeleri, hikaye özetleri, aşk hikayeleri, eski hikayeler, ünlü hikayeler, dostluk hikayeleri, 18 hikayeler, hayat öyküleri, güzel öyküler, güzel hikayeler, öykü berk, öykü oku, öykü yazmak, yazmak, yazarlık, fantezi hikayeleri"



  Yorumlar

Ratkele Konular
Son Eklenenler
 
Sitemap

Web Tasarım SeRKaN - SevdaRuzgari.Net Copyright 2009 SevdaRuzgari İştirakıdır.
Sohbet | chat | Sevda | Ankara Sohbet | Zurna | Zurna Tk | Facebook | İstabul chat | İstanbul Sohbet | Dj Akman | Bayanlarla Sohbet | Nazli Cafe | Bizim Mekan | Burçlar Astroloji | Blog